Yaşamak Öylesine


Yasaktan yasağa özlemek uzaktan
Tutsak eller derin suskunluğa
İki satır, iki kelam; mekan Fizan,
Ekmek, su, nefes indirgenmiş hayatlar…
.
Reklamlar

Virane

Tahammülün fevkinde gelgitler,
Takılmak zamanın dikenli tellerine
Kalakalmak olduğu gibi,
Kırık, dökük, delik deşik…

Sığınmak sus pus
Dalgakıransız sahillere,
Kamçısı elinde dalgalar
Vurdukça efkarın tellerine
Oluşturmak deltalar gözyaşlarından…

Kan çanakları süsü aynaların
Sövmeler yeminlere, yıkılmış hayallere,
Kaderden muhacir doğdu dünya toprağında
Çırılçıplak, öksüz, yetim şimdi gönül
Bekler gebe vuslat vaktine…




Foto: https://tr.pinterest.com/pin/164381455122249062/

Uzay Boşluğuna Serzeniş

Ardında sınır olmayan zaman, 
Ayak basmıştı üzerine ne varsa
Gerisine susmak düştü. 
Beyazlayan saçlarımız gibi, 
Yenik düştük. 
Bizim olmayan herşey
Veya bizde olmasını istediğimiz herşey, 
Birbir içimizden kopardı birşeyler… 
Bir canımız kaldı, 
Eli kulağında bekler kiyametini
Alınabilecek birşey kalmayınca elimizden, 
Sonrası zamansızlık… 
Akıbet her ne olursa olsun
Zamansızlık, diğer adıyla sonsuzluk…

Üflemek

Kendi etrafında dönüyordu dünya ve şemsin. Ne olacak, işi yokmuş gibi senin etrafında mı dönecekti bir de… Neyim varsa aldın Ne‘yim. Hu hu!!! Sana diyorum, uyan artık. Dün, bugün olmayacak artık. Söz verilmiş, and içilmiş sevdalar da…  

Zaman kapanında kalacak aldatılmış hayaller. Üflemekle duracak büyük dönüş. Geç kaldım ama uyandım, üflüyorum küçük Sur’unu sevdamın. Kirlenmeyecek artık, gördün mü Ne‘yim?