Fütursuz

Işıltısı haram olsun gözlerinin
Zerresi değmiş ise menfaatin
Hasreti nadas bellemiş gönlüme

İstemem teninin kokusu sinsin
Halel getirecekse sevdama
Yaşar başı buyruk, özgür ve bakirce
Avlusunda göğüs kafesinin

Kıyameti gelince bedenin
Ruhun cebinde kanatlanacak
Baki kalacak, cisim bulacak
Terütaze otuz üçlüğünde
Sıfatı fütursuz sevdam..

Reklamlar

Dağlardan Süzüldü Kahvenin Telvesi

Günün yorgunluğunu, bir fincan kahve ile atalım dedik. Kahve falında dağlar gözüktü. Sebahattin Ali’den Dağlar ve Abdülkadir Meriçboyu’ndan Dağ Başında şiirlerini akla getirdi.
DAĞLAR

Başım dağ saçlarım kardır,
Deli rügarlarım vardır,
Ovalar bana çok dardır,
Benim meskenim dağlardır.

Şehirler bana bir tuzak,
İnsan sohbetleri yasak,
Uzak olun benden, uzak,
Benim meskenim dağlardır.

Kalbime benzer taşları,
Heybetli öter kuşları,
Göğe yakındır başları;
Benim meskenim dağlardır.

Yarimi ellere verin;
Sevdamı yellere verin;
Elleri bana gönderin:
Benim meskenim dağlardır.

Bir gün kadrim bilinirse,
İsmim ağza alınırsa,
Yerim soran bulunursa:
Benim meskenim dağlardır. 

                        Sebahattin Ali

DAĞ BAŞINDA

Beni bir dağ başında böyle yapayalnız kodular, 
rüzgarlara, kuşlara, bulutlara yakın, 
senin etinden, tırnağından ayrı, 
senin kokundan uzak.

Benim güzelim, 
benim ceylan bakışlım, 
benim kafamın ateşi, 
yüreğimdeki. 
Mümkün mü şu anda rüzgar olmak, kuş olmak, 
şu anda üç dört portakal almak, getirmek sana, 
sana tuzlu badem, 
kabak çekirdeği.

Şu anda hiçbir şey mümkün değil. 
Şu anda her şeyden ayrı, her şeyden uzağım ben.

Şu anda sadece yalnızlık ve kahır.

Hayır, güzelim, 
hayır, ceylan bakışlım, 
hayır, kafamın ateşi, hayır, 
hayır, yüreğimdeki. 
Şu anda mümkün en güzel olan tek bir şey vardır:

Yanarak sevmek seni.
               Abdülkadir Meriçboyu

Müebbet

Bırakılmışlıkları içinde zamanın
Sisi, dumanı çöktü mazinin
Cam kırıkları ayak altında
Kınında kan kokan yaralar

Ekmeği, suyu, havası imiş
Çarpan yüreklerin ütopyası
Hayal kırıklığı dolmuş odalarda
Solunuyor sessiz ses veren acılar

Neyden, nasıl, ne için…
Vazgeçmenin mikyas tutulduğu dimağlar
Bilirkişisi olmuş sevginin
Prangalar takmışlar, şimdi tutsak
Müebbet akıbeti âtinin…

Bahara hasret

Adını papatya koymuşlar
Gide gide bir baharı bulmuşlar
Geri kalanını hasrete sarmışlar…

Nereden bileceklerdi
Ömrümün baharı sen
Güzü sensizlik olacak
İşte…
Adını papatya koymuşlar

Bir kelebek olmalıydım
Altın çağında kanat çırpan
Sana doğmalı, sarına konmalı,
Ve yaprak yaprak sarmalıydın beyazınla
Son nefesimi verirken kucağında
Ama…
Adını papatya koymuşlar

Samanyolunda, zaman yolunda
Sen ey yerküre!
Bahar burcuna demir atsan
Bir koklasam, hep koklasam teninden
Olur mu, olmaz mı…
Adını papatya koymuşlar
Sevday(m)ı hasret uzayında unutmuşlar